Pasif narsist belirtileri nelerdir ?

Zeynep

New member
Burada iki farklı davranışı ayırmak gerekiyor. Bir insanın sakinleşmek için zamana ihtiyacı olabilir. Sağlıklı bir mola, "Şu anda konuşmakta zorlanıyorum, biraz dinlenip akşam tekrar konuşalım" gibi açık bir ifadeyle belirtilir ve konuşmaya geri dönülür.

Buna karşılık sessizliği karşı tarafı cezalandırmak, belirsizlikte bırakmak veya istediğini yaptırmak için tekrar tekrar kullanmak, ilişki açısından yıpratıcı olabilir.

Pasif-agresif davranışlar ile narsistik özellikler bazen aynı ilişkide görülebilir; ancak bunlar aynı şey değildir. Sessiz kalmak, küsmek veya çatışmadan kaçınmak tek başına narsisizm anlamına gelmez.

Ayırt edici nokta, kişinin iletişim kurmakta zorlanması mı, yoksa iletişim üzerindeki gücünü karşısındakini kontrol etmek için mi kullandığıdır.

Sizce bir ilişkide sessizlik ne zaman dinlenme ihtiyacı olmaktan çıkar ve cezalandırma biçimine dönüşür?

4. Bölüm: Her Şeyin Tarihsel Bir Arka Planı Var

Zeynep'in yaşadıklarını yalnızca Murat'ın kişiliği üzerinden açıklamak, hikâyenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak olurdu. Çünkü insanların duygularını ifade etme biçimleri, içinde yetiştikleri toplumdan bağımsız değildir.

Bir zamanlar birçok ailede erkek çocuklarına duygularını belli etmemeleri, sorunlarını kendi başlarına çözmeleri ve zayıf görünmemeleri öğretilirdi. Kız çocuklarına ise ilişkileri korumaları, başkalarının ihtiyaçlarını anlamaları ve anlaşmazlıkları yumuşatmaları yönünde daha fazla sorumluluk yüklenebiliyordu.

Bu kalıplar her ailede aynı şekilde görülmez. Üstelik erkeklerin duygusal, kadınların stratejik olamayacağı gibi bir sonuç da çıkarılamaz. İnsanların kişilikleri, toplumsal beklentilerden çok daha karmaşıktır.

Yine de bu tarihsel miras, bazı ilişkilerde belirgin sonuçlar doğurabilir.

Örneğin duygularını açıkça ifade etmesi öğretilmemiş bir erkek, kırgınlığını doğrudan anlatmak yerine içine kapanabilir. İlişkiyi sürdürmekten sorumlu hisseden bir kadın ise karşı tarafın sessizliğini çözmek için sürekli yeni yollar deneyebilir.

Zeynep'in yakın arkadaşı Emre, bu duruma farklı bir açıdan yaklaştı. Sorunları genellikle planlama ve analiz yoluyla çözmeye alışmıştı. Zeynep'e bir kâğıt çıkardı ve üç soru yazdı:

"Ne oldu? Bunun tekrarlanma sıklığı ne? Konuşmaya çalıştığında nasıl bir karşılık alıyorsun?"

Emre'nin amacı Murat'a hemen bir etiket koymak değildi. Yaşananları somutlaştırmak, Zeynep'in kendisini suçlamadan önce olayları değerlendirmesine yardımcı olmaktı.

Zeynep'in diğer arkadaşı Elif ise farklı bir noktaya dikkat çekti:

"Sen sürekli onun neden böyle davrandığını anlamaya çalışıyorsun. Peki, sen bu ilişkinin içinde nasıl hissediyorsun?"

İki yaklaşım birbirini tamamlıyordu. Emre davranışların örüntüsünü görmeye yardımcı oluyor, Elif ise Zeynep'in duygusal ihtiyaçlarını gözden kaçırmamasını sağlıyordu.

Biri diğerinden daha doğru değildi. Sağlıklı bir değerlendirme, somut olayları incelemeyi de kişinin duygularını ciddiye almayı da gerektiriyordu.

Bu noktada tarihsel bir ayrıntı da önemlidir: Narsisizm kavramı, psikoloji tarihinde zaman içinde farklı şekillerde ele alınmıştır. Günümüzde narsistik kişilik bozukluğu, yalnızca bencil veya kırıcı olmakla eş tutulmaz; klinik değerlendirme gerektiren, daha kapsamlı ve kalıcı bir kişilik örüntüsüdür. Günlük dilde kullanılan "pasif narsist" ifadesi ise bu klinik kavramın yerine geçmez.

Toplumsal kalıplar davranışları anlamamıza yardımcı olabilir ama bir kişiyi açıklayan tek neden değildir. Geçmiş deneyimler, kişisel tercihler, öğrenilmiş iletişim biçimleri ve sorumluluk alma kapasitesi de önemlidir.

5. Bölüm: Empati Görünümü ve Gerçek Empati Arasındaki Fark

Zeynep'in en çok zorlandığı noktalardan biri, Murat'ın zaman zaman son derece anlayışlı davranmasıydı.

Zeynep kötü bir gün geçirdiğinde ona kahve hazırlıyor, iş yerinde yaşadığı bir sorunu sabırla dinliyor, hatta bazen hiç beklemediği küçük sürprizler yapıyordu.

Bunlar Zeynep'in kafasını karıştırıyordu. Bir insan hem düşünceli hem de bu kadar incitici olabilir miydi?

Elbette olabilir. İnsanlar tek bir özellikten ibaret değildir. Birinin bazı durumlarda nazik davranması, başka durumlarda sorumluluktan kaçtığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde bir kişinin hata yapması da bütün iyi davranışlarını sahte ilan etmek için yeterli değildir.

Burada bakılması gereken şey, empati kapasitesinin yalnızca rahat ve kolay anlarda mı ortaya çıktığıdır.

Gerçek empati, yalnızca birinin üzgün olduğunu fark etmekten ibaret değildir. Karşıdaki kişinin farklı bir bakış açısına sahip olabileceğini kabul etmek, davranışlarının etkisini anlamaya çalışmak ve gerektiğinde kendi tutumunu değiştirebilmek de bunun parçasıdır.

Murat, Zeynep üzgünken ona destek olabiliyor ama Zeynep'in kendisinden kaynaklanan bir sorun dile getirmesine tahammül edemiyorsa, burada ilişkinin karşılıklılığı sorgulanabilir.

Bir akşam Zeynep ona şöyle dedi:

"Ben senin kötü biri olduğunu söylemiyorum. Ama bir sorun yaşadığımızda benim de anlatacaklarım olduğunu bilmeni istiyorum."

Murat bir süre sessiz kaldı.

"Yani bütün bunların suçlusu ben miyim?"

Zeynep ilk kez kendini savunmak yerine durdu.

"Suçlu aramıyorum. Birlikte çözüm arıyorum."

Bu cümle, onun için küçük ama önemli bir değişimdi. Çünkü artık Murat'ın kendisini nasıl yorumladığını kontrol etmeye çalışmıyor, kendi ihtiyacını açıkça ifade ediyordu.

Sizce empati, karşımızdaki insanı anlamak mıdır, yoksa onu anlamaya çalışırken kendimizi de koruyabilmek midir?

6. Bölüm: Pasif Narsist Davranışlarla Karşılaşınca Ne Yapılabilir?

Zeynep, yaşadıklarını anlamaya başladığında Murat'ı değiştirecek sihirli bir cümle aramaktan vazgeçti. Bunun yerine kendi davranışlarını ve sınırlarını gözden geçirdi.

İlk olarak, belirsiz tartışmaları somutlaştırmaya başladı.

"Sen hep böylesin" veya "Beni hiç anlamıyorsun" demek yerine belirli olayları dile getirdi:

"Dün planımızı değiştirmek istediğinde itirazımı konuştuk. Ardından iki gün boyunca benimle konuşmadın. Bir anlaşmazlık yaşadığımızda konuyu daha açık konuşabilmemiz benim için önemli."

Bu yaklaşım, karşı tarafın mutlaka anlayış göstereceğini garanti etmiyordu. Ancak tartışmanın ne hakkında olduğunu belirginleştiriyordu.

İkinci olarak, kendi duygularını sürekli kanıtlamak zorunda olmadığını fark etti.

Bir insanın üzüldüğünü ifade edebilmesi için karşı tarafın aynı duyguyu yaşaması gerekmez. "Ben böyle hissetmedim" cümlesi, "Sen böyle hissetmemelisin" anlamına gelmez.

Üçüncü olarak, sözlerden çok davranışlara dikkat etmeye başladı.

Murat özür dilediğinde yalnızca özrün içeriğine değil, sonraki haftalarda aynı davranışın tekrarlanıp tekrarlanmadığına da bakıyordu. Çünkü gerçek bir değişim, yalnızca güzel cümlelerle değil, sorumluluk alma ve davranışı düzeltme çabasıyla anlaşılır.

Dördüncü olarak, kendi sosyal çevresini korudu. Daha önce yaşadıklarını anlatırken utanıyordu. Artık güvendiği insanlarla konuşuyor, farklı bakış açılarını dinliyor ve kararlarını yalnızca Murat'ın tepkilerine göre vermemeye çalışıyordu.

Bu adımların hiçbiri karşıdaki kişiye tanı koymayı gerektirmiyordu. Bir ilişkide sınır koymak için karşımızdaki insanın narsist olduğunu kanıtlamak zorunda değiliz.
 
Üst