Erkek mimar olur mu ?

Tolga

New member
Erkek Mimar Olur mu? Bir Şantiyede Başlayan Hikâye

Erkek Mimar Olur mu? Bir Şantiyede Başlayan Hikâye

Geçenlerde bir forumda önüme düşen kısa bir soru, uzun süre aklımdan çıkmadı: “Erkek mimar olur mu?”

İlk okuyuşta insanın “Bu da soru mu şimdi?” diyesi geliyor. Elbette erkek mimar olur. Ama sonra düşündüm; bazı sorular, göründüğünden daha büyük bir meselenin kapısını açıyor. Çünkü burada yalnızca bir meslekten, bir diplomadan ya da bir çizim masasından söz etmiyoruz. Bir erkeğin mimarlık yaparken toplumun ondan beklediği “erkeklik” kalıplarıyla nasıl karşılaştığını da konuşuyoruz.

Bu yüzden size bir hikâye anlatmak istiyorum.

Tamamen birebir yaşanmış bir olay gibi düşünmeyin. Fakat hikâyedeki çatışmalar, mimarlık eğitimi ve mesleğinin gerçek dünyadaki dinamiklerinden, toplumsal cinsiyet üzerine yapılan araştırmalardan ve meslek hayatında sık karşılaşılan durumlardan esinleniyor.

Ve hikâyenin sonunda asıl sorunun “Erkek mimar olur mu?” olmadığını birlikte göreceğiz.

Bir Çizim Masasının Başında

Emre, üniversitenin mimarlık bölümüne ilk başladığı gün elindeki ruloyu o kadar sıkı tutuyordu ki parmaklarının eklemleri beyazlamıştı.

Babasının ona söylediği son cümle hâlâ kulağındaydı:

“İyi bir meslek seçtin. Sonuçta mimarlık erkek işi sayılır.”

Emre o gün bu cümlenin üzerinde hiç düşünmemişti.

Onun için mimarlık; bina tasarlamak, plan çizmek, maket yapmak ve bir gün kendi imzasını taşıyan bir yapının karşısında durmaktan ibaretti.

İlk yılın sonunda ise işlerin bu kadar basit olmadığını anlamaya başladı.

Stüdyo derslerinden birinde öğrencilerden küçük bir mahalle meydanı tasarlamaları istendi. Emre, meydanın ulaşım bağlantılarını incelemiş, yaya akışlarını çıkarmış ve güneş açılarını hesaplamıştı. Tasarımı oldukça sistematikti.

Aynı grupta çalışan Zeynep ise başka bir şey yapmıştı.

Mahallede yaşayan insanlarla konuşmuş, yaşlıların bankları neden belirli noktalarda tercih ettiğini, çocuklu ailelerin hangi alanlarda kendilerini daha rahat hissettiğini, gençlerin neden meydanın bazı bölümlerinden uzak durduğunu anlamaya çalışmıştı.

Sunum günü Emre planını anlattı.

“Burada yaya sirkülasyonunu çözüyoruz. Araç girişini şu aksa alıyoruz. Meydanın merkezindeki yoğunluğu dağıtıyoruz.”

Zeynep ise başka bir sayfa açtı.

“Bunlar da mahallede görüştüğümüz insanların anlattıkları.”

Emre şaşırdı.

“İnsanlara mı sordun?”

“Evet.”

“Peki söyledikleri gerçekten tasarımı değiştirecek kadar önemli mi?”

Zeynep gülümsedi.

“Bence mimarlığın tam da bununla ilgisi var.”

O gün ikisi de haklıydı.

Emre mekânın nasıl çalışacağını çözmeye çalışıyordu.

Zeynep ise o mekânda insanların nasıl yaşayacağını anlamaya çalışıyordu.

Ve iyi mimarlığın çoğu zaman bu iki yaklaşımın buluştuğu yerde ortaya çıktığını ikisi de henüz bilmiyordu.

“Erkekler Daha İyi Mimar Olur” Cümlesi

Üçüncü sınıfta Emre'nin başına ilginç bir olay geldi.

Bir arkadaş grubunda mimarlık hakkında konuşurlarken biri şöyle dedi:

“Erkekler teknik konularda daha iyidir. Kadınlar da iç mekân ve estetik tarafında daha başarılı.”

Emre ilk anda bunu iltifat gibi algıladı.

Sonra durdu.

Gerçekten öyle miydi?

Bir insanın teknik düşünme becerisini cinsiyetine göre tahmin etmek ne kadar doğruydu?

Araştırmalara baktığında meselenin o kadar basit olmadığını gördü. Özellikle eğitim ve meslek seçimleri üzerine yapılan çalışmalar, kadınlar ve erkekler arasındaki birçok farkın doğuştan gelen sabit özelliklerden ziyade eğitim, beklenti, rol modelleri, fırsatlar ve toplumsal çevreyle birlikte şekillendiğini gösteriyordu.

Mimarlık tarihi de bu konuda ilginç bir tablo sunuyordu.

Mimarlık uzun yıllar boyunca erkeklerin ağırlıklı olduğu bir meslek olmuştu. Ancak bu, kadınların mimarlık üretmediği anlamına gelmiyordu. Örneğin 20. yüzyılın önemli isimlerinden Zaha Hadid, mimarlık anlayışının sınırlarını zorlayan projeleriyle uluslararası ölçekte büyük bir etki yaratmıştı. Denise Scott Brown ise tasarımın yalnızca bina biçiminden ibaret olmadığını; kent, insan davranışı ve gündelik hayatla birlikte düşünülmesi gerektiğini savunan önemli mimarlardan biriydi.

Emre bir süre sonra şunu fark etti:

Bir mesleğin geçmişte çoğunlukla erkekler tarafından yapılmış olması, o mesleğin “erkek işi” olduğunu kanıtlamaz.

Sadece o dönemde toplumsal koşulların kimlere daha fazla fırsat verdiğini gösterir.

İlk Gerçek Proje

Mezuniyetten birkaç yıl sonra Emre küçük bir mimarlık ofisinde çalışmaya başladı.

Ofisin aldığı ilk büyük işlerden biri, eski bir mahallede yapılacak kültür merkeziydi.

Proje basit görünüyordu.

Eski bir yapının dönüştürülmesi, yanındaki boş alanın kamusal kullanıma açılması ve yeni bir ek yapı yapılması planlanıyordu.

Emre hemen bilgisayarın başına geçti.

Mevcut yapının taşıyıcı sistemini inceledi.

Alternatif planlar hazırladı.

Maliyet hesabı çıkardı.

Yangın kaçışlarını kontrol etti.

Ulaşım bağlantılarını analiz etti.

Sonra ekip toplantısında “Bence çözüm burada,” dedi.

Tam o sırada ekipteki mimarlardan Selin söze girdi.

“Çözüm teknik olarak doğru olabilir. Ama mahallede yaşayan kadınlar akşamları burayı kullanabilecek mi?”

Emre sustu.

“Nasıl yani?”

Selin masanın üzerine birkaç not bıraktı.

“Görüşmeler yaptım. Özellikle kadınlar, kültür merkezinin akşam saatlerinde güvenli hissedilmediğini söylüyor. Aydınlatma, girişin konumu ve çevredeki kör noktalarla ilgili endişeleri var.”

Emre planına tekrar baktı.

Aslında bunların hiçbirini çiziminde hesaba katmamıştı.

Çünkü onun için güvenlik, öncelikle yönetmeliklerdeki kaçış mesafeleri ve teknik şartlarla ilgiliydi.

Selin içinse güvenlik, aynı zamanda insanların bir mekânı nasıl hissettiğiyle ilgiliydi.

İkisi birlikte planı yeniden ele aldılar.

Giriş değişti.

Aydınlatma güçlendirildi.

Görsel bağlantılar artırıldı.

Kamusal alan ile çevredeki sokak arasında daha geçirgen bir ilişki kuruldu.

Emre o gün önemli bir şey öğrendi:

Mimarlıkta “çözüm odaklı olmak” yalnızca soruna hızlı bir teknik cevap vermek değildi.

Bazen doğru problemi bulmak, doğru çözümü bulmaktan daha önemliydi.

Erkeklerin Stratejisi, Kadınların Empatisi mi?

Burada hikâyeyi durdurup önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

“Erkekler stratejiktir, kadınlar empatiktir” demek kulağa kolay ve düzenli bir açıklama gibi gelebilir.

Ama insan davranışları bundan çok daha karmaşıktır.

Her erkek çözüm odaklı değildir.

Her kadın ilişkisel düşünmez.

Hatta aynı insan, hayatının farklı dönemlerinde veya farklı koşullarda hem son derece stratejik hem de son derece empatik davranabilir.

Buna rağmen toplumsal yetişme biçimlerinin insanlardan farklı davranışlar beklediği doğru.

Erkek çocuklarına çoğu zaman güçlü olmaları, problemi çözmeleri, duygularını kontrol etmeleri ve sonuç almaları öğretilirken; kız çocuklarına insan ilişkilerini gözetmeleri, duygusal ihtiyaçları fark etmeleri ve uzlaştırıcı olmaları daha fazla telkin edilebiliyor.
 
Üst