Nedimin divanı var mı ?

Tolga

New member
Nedim’in Divanı Var Mı? - Edebiyatı Tekerleğine Oturtan Sorular!

İlk Bakışta Nedim Kim?

“Divan şairi” denince akla ilk gelen isimlerden biri Nedim olsa da, kimileri onun adını duyduğunda, “Haa, şu şairin adı değil miydi zaten?” derken, kimileri de “Ben bu isimle yalnızca bir şarkıda tanıştım galiba” diye düşünüyor olabilir. Nedim’i tanımayan yoktur, ama divanı? O ayrı bir soru! Kimi zaman tarih kitaplarında, kimi zaman kütüphanelerin tozlu raflarında kaybolmuş bir şair. Ne de olsa, zamanla, edebiyatın yaprakları dökülürken, o da bir köşe yazısının sayfalarına sığdı. Ama bakalım, bu divan gerçekten var mı?

Nedim'in Şiirinde Neyin Peşindeyiz?

Hadi bir de şiirsel bir bakış açısıyla yaklaşalım. Nedim, İstanbul’un varoşlarından saraylarına, nehirlerinin kenarından kasvetli kafelerine kadar her köşesini kucaklayan bir şairdi. Gerçekten de onun şiirlerinde ne aradığımıza göre divan meselesi değişir. Şairin kaside ve gazellerindeki lirizm ile hayatı, hayal gücünü birleştiren yaklaşımını sevmeyen yoktur. “Ben bir İstanbul aşığıyım!” dediği anda, divanı kimse sorgulamaz.

Peki, Nedim’in divanı bir şair olarak ardında gerçekten var mıydı? Onun edebiyat dünyasında en çok merak edilen meselelerinden biri de bu. Öyle ki bazen düşünürsünüz: Nedim bir yazar mı, yoksa şair mi? Ama işin aslı, o her ikisi de olabilir. Divanını tek bir kitabı gibi değerlendirmek yerine, nedense "bir şairin kaybolmuş mirası" olarak bakıyoruz.

Kadınlar ve Erkekler Farklı Şekillerde Yaklaşıyor: Nedim’in Divanı Hakkında İki Perspektif!

Bir kadının edebiyatla olan bağını, duygu yüklü bir bakış açısıyla değerlendirebiliriz. Yani, mesela diyelim ki bir kadın, Nedim’i okur ve der ki: "Bu şair, kadınları yalnızca güzellikleriyle tanımlamıyor, onları İstanbul’la, meyvalarla, çiçeklerle birleştiriyor. Güzellik bir yansıma, bir simge, ancak bir kadının içindeki anlamı da yansıtıyor!" Bunu duyduğumda şairin şiirlerini duygusal bir çerçeveye koymak isteyebilirim. Nedim, her zaman duygusal bir yönelime sahiptir. Şiirlerinde vurguladığı aşk, insanı çoğu zaman içsel bir yolculuğa çıkarır.

Erkek bakış açısına gelirsek... İşin içinde strateji ve çözüm odaklılık vardı ya! Diyelim ki bir erkek, Nedim’in divanı hakkında bir tartışmaya katılacak. O, belki de hemen şu soruyu sormayı tercih ederdi: "Evet ama divan nedir, şair burada bizlere neyi anlatmak istiyor?" İşte tam burada, bir erkeğin stratejik bakış açısı devreye giriyor. Nedim’in şiirleri bazen o kadar kapsamlıdır ki, herhangi bir tarihsel ve kültürel analiz, şairin amacını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Ama işin garip tarafı, hem kadın hem erkek bakış açılarında şairin duygusal yönü ve eleştirel bakışı hep benzer bir dengeyi kurar. Kim demiş edebiyatın bir cinsiyeti olduğunu?

Hadi Biraz Mizah Katalım: Divan Mı? ‘Yoksa’ Sadece O Eski Kitap?

Diyelim ki bir gün bir arkadaşa dedik ki: "Nedim’in divanı var mı?" Ve o an, arkadaş "Yok, aslında Nedim de kim?" diye sorarsa, işte bu durumda yeniden derin bir kültür teması üzerinde çalışmamız gerekebilir. Ama mizahi açıdan bakarsak, bununla ilgili şunu söyleyebiliriz: “Nedim’in divanı varsa, bir de şairin başına gelen talihsizlikler var, değil mi?” Kimi zaman “divan” demek, sadece tarihin tozlu raflarından çıkıp bir kitap olarak elimize gelmek değil, bazen de çayın yanına bırakılmış bir nostalji kutusuna dönüşebilir!

Ama yine de işin ciddiyetine bakalım. Nedim, dönemin kültüründe edebiyatı bir sanata dönüştüren isimlerden biriydi. İstanbul’daki halk kültürünü, saray zenginliğini, çalgıları ve gürültüleri birleştirerek şiirlerinde bir armoni yaratmıştı. O zaman şu soruyu sormak gerek: Gerçekten bir şairin divanı "olmalı mı?"

Nedim'in Hayatı ve Şiirlerinde Nerelerde Kayboluyoruz?

Şimdi biraz tarihi de içine katalım. Nedim, 18. yüzyılda Osmanlı’daki en önemli isimlerden biri olarak kabul edilirdi. Ama her şeyden önce, onun edebi kimliği, salt bir divanla sınırlı olamaz. Divanı bir edebi miras olarak kabul etmek yerine, bir hayat tarzını ve felsefeyi anlamak gibi bir şey. O yüzden, Nedim’in divanının olup olmadığı sorusunu, belki de şu şekilde tartışmak lazım: “O dönem şairleri gerçekten divanla mı var oluyordu, yoksa sadece insanlara duygu ve düşüncelerini aktarmak için mi şiir yazıyordu?”

Sonuç: Divan Varmış Gibi Yaşamak - Edebiyatın Sınırları?

Sonuç olarak, Nedim’in divanı bir kavramsal tartışmadan çok daha fazlasıdır. Belki de şairin mirası, esasen kaybolan bir kitap değil, tarihe damgasını vuran bir duygu biçimidir. Kim bilir, belki de bir gün bu sorunun cevabını bulursak, İstanbul’un sokaklarında, bir kafede bir köşe başında fark ederiz: "Edebiyatın en değerli mirası, aslında kaybolan bir divan değil, o divandan geriye kalan bir bakış açısıdır.”
 
Üst